Bizler taraftar olarak çok duygusalız aslında, Kewell bizim için vazgeçilmez olarak görülen biri, bencede öyle gördüğüm biri.
Bakıyoruz Galatasaray'a bu sene yararı olmamış, sezonun tamamında sakat olarak geçirmiş ve onun için Nonda'dan vazgeçilmiş bir oyuncu.
Nonda'nın gitmesiyle takımda ki düşüşü herkes bilmekte.
Birde son zamanlarda çıkan şu "sahte doktor raporları" tuzu biberi olmakta bu işin, uzun lafın kısası Kewell ın bu takıma fayda sağlayamayacağı.
Oynadığı dönemlerde formayı en iyi şekilde ıslattı, hakkını veren nadir futbolculardan biri.
Şimdiki sorunsa "parasal konuda" anlaşılmaması, Kewell gibi birinin artık şunu anlaması gerekir ki, Galatasaray taraftarı senin için her platformda kalmanı istemişken, Nonda'nın gönderilmesinde bile öncülük etmişken, bu son hiç hoş olmadı.
Senin oynamadığın şu kadar süre zarfında, parayı sorun etmek en son tercihin olmasını dilerdim.
Güle Güle Kewell, umarım gittiğin yerden memnun kalırsın.
30 Nisan 2010 Cuma
27 Nisan 2010 Salı
Aslında Galatasaray ..
Sevmenin,gerçekten sevmenin ne olduğunu öğrenmektir Galatasaray. Hiç düşündünüz mü hayatınızda bir sevince bir üzüntüye kaç kişiyle ortak olduğunuzu ? Galatasaray sevgisi dışında en fazla kaç kişiyle bir duyguyu ortak paylaşabiliriz ki içten ve samimice. Ortak bir çatı altında hiç bir karşılğı olmadan; bazen bir yudum suyu paylaşarak, bazen alınan hafif alkolün etkisiyle bir bestenin en güzel yerini bağırarak böylesine bir sevgiyi paylaşmak ...
Aslında Galatasaray bir hayat biçimi bizler için; en sevinçli anımızda belkide alınan bir mağlubiyete üzülmenin ne demek olduğunu sadece bizler biliriz .. Birileri gelir Galatasaray sana ekmek mi veriyor diye saçma sapan cümleler kurar .. Duymayız bile en alışageldik sözlerden biridir. Anlatmaya da pek gerek yoktur aslında Galatasaray sevgisini onlara. Ya da tam tersini düşünmek gerek hayatın içinde en boğulduğumuz en sıkıldığımız anlarda Galatasaray'ın bizi boğduğu tarifsiz sevinçlere bakmak lazım .. Bir anda başka bir dünyaya gideriz onunla .. Karşılıksızca bizi sevince boğan başka ne var diye geçiririz içimizden bir kez daha ..
Aslnda Galatasaray bir Spor Kulübünden çok daha öte bir şey bizler için. İnsanların sahtelikler peşinde koştuğu günümüzde saçma sapan bir çok şeyin içinde; Gerçek Sevginin;karşılıksız sevginin ve birçok güzelliklerin tam merkezidir Galatasaray Sevgisi ...
Bunu görmek bunu yaşamak hayatının her anında bu sevgiye tutunmak ona gerçekten gönül verenlerin anlayabileceği ve yaşayabileceği türden bir sevgi ...
Aslında Galatasaray bir yaşam biçimi;onu yaşayabilmek,onu hayatının her anına sığdırabilmek .. İşte bu da hayatın bize sunduğu en büyük nimetlerden biri.
O yüzden Ne Mutlu Galatasaray'lıyım Diyene ...
Aslında Galatasaray bir hayat biçimi bizler için; en sevinçli anımızda belkide alınan bir mağlubiyete üzülmenin ne demek olduğunu sadece bizler biliriz .. Birileri gelir Galatasaray sana ekmek mi veriyor diye saçma sapan cümleler kurar .. Duymayız bile en alışageldik sözlerden biridir. Anlatmaya da pek gerek yoktur aslında Galatasaray sevgisini onlara. Ya da tam tersini düşünmek gerek hayatın içinde en boğulduğumuz en sıkıldığımız anlarda Galatasaray'ın bizi boğduğu tarifsiz sevinçlere bakmak lazım .. Bir anda başka bir dünyaya gideriz onunla .. Karşılıksızca bizi sevince boğan başka ne var diye geçiririz içimizden bir kez daha ..
Aslnda Galatasaray bir Spor Kulübünden çok daha öte bir şey bizler için. İnsanların sahtelikler peşinde koştuğu günümüzde saçma sapan bir çok şeyin içinde; Gerçek Sevginin;karşılıksız sevginin ve birçok güzelliklerin tam merkezidir Galatasaray Sevgisi ...
Bunu görmek bunu yaşamak hayatının her anında bu sevgiye tutunmak ona gerçekten gönül verenlerin anlayabileceği ve yaşayabileceği türden bir sevgi ...
Aslında Galatasaray bir yaşam biçimi;onu yaşayabilmek,onu hayatının her anına sığdırabilmek .. İşte bu da hayatın bize sunduğu en büyük nimetlerden biri.
O yüzden Ne Mutlu Galatasaray'lıyım Diyene ...
26 Nisan 2010 Pazartesi
Şampiyonluk Kimin Umrunda
Sözlerini belki de bir kez daha yazmak gerek bu bestenin; Şampiyonluk kimin umrunda ne iki kupa ne de Avrupa hepsi gelip geçici heves bizim aşkımız Cimbombom'a .. Gerçekten de öyleydi iki kupaya ya da şampiyonluğa endeksli bir sevgi değildi bizimkisi ..
Bunu çok yanlış algılayanlar var fakat .. Bizler o iki kupayı, o şampiyonluğu takımımızın her zaman almasını isteriz. Bunun aksini düşünmek bile saçma. Ama sevgi; arma sevgisi; sarı kırmızı'ya olan sevgi kupaların başarının dışında bir şeydir;onlardan bağımsızdır. Öyle ki o iki kupayı o şampiyonluğu takımımıza layık gören;aşılayan bu karşılıksız arma sevgisidir.
Bizler çok şampiyonluk gördük;çok kupalar gördük .. Hayatı boyunca başka malum takımların taraftarlarının göremeyeceği şeyleri sindire sindire yaşadık ..
Bu sezon için söylenecek çok şey olduğunu düşünmüyorum. Yeni sezon;yeni stat yeni umutlar .. Bu bir bahane değil;bu sezonda çok rahat kupalara şampiyonluğa ulaşırdık .. Kısmet değilmiş fakat.
Bizim şampiyonluklarımız birilerinin ki gibi ağlama sesleriyle;kazma kürek sesleriyle gelmez .. Biz şampiyon olursak '' bastığımız yerlerden ses gelir'' ..
Onun dışında gerçekten şampiyonluk kimin umrunda ? ..
25 Nisan 2010 Pazar
Birileri yatış mı dedi ?
Günlerdir Fenerbahçenin yatış politikalarından biriydi aslında bu, herkesi kendileri gibi görmek.
Galatasaraylık duruşunun ne olduğunu bilmeyen avel bir topluluk olan bu geniş kitle, kendi çıkarları doğrultusunda onurunu, gururunu yere sericek kadar asil duruşları vardır.
Haftabaşından beridir Galatasaray'ın Bursa'ya yatacağını kamuoyuna duyurmaya çalışan ama kendilerinin içten içe korktuklarını dışarıya vurmamaya çalışan bir camianın olayıydı bu aslında.
Kendi tribününe ait bütün biletleri alıp, sözde kampanya (!) şeklinde taraftarlarına fiyatı altında dağıtmak pardon satmak eyleminde bulunup olayı yasal boyuta taşınmasınıda sağlamıştır.
Sonuç şudur ki? Galatasaraylılık duruşu maç satmak değildir, bunu birkez daha görmenin gururunu, Galatasaraylı olmanın ONURUNU yaşıyorum.
Ne mutlu GALATASARAYLIYIM diyene.
Galatasaraylık duruşunun ne olduğunu bilmeyen avel bir topluluk olan bu geniş kitle, kendi çıkarları doğrultusunda onurunu, gururunu yere sericek kadar asil duruşları vardır.
Haftabaşından beridir Galatasaray'ın Bursa'ya yatacağını kamuoyuna duyurmaya çalışan ama kendilerinin içten içe korktuklarını dışarıya vurmamaya çalışan bir camianın olayıydı bu aslında.
Kendi tribününe ait bütün biletleri alıp, sözde kampanya (!) şeklinde taraftarlarına fiyatı altında dağıtmak pardon satmak eyleminde bulunup olayı yasal boyuta taşınmasınıda sağlamıştır.
Sonuç şudur ki? Galatasaraylılık duruşu maç satmak değildir, bunu birkez daha görmenin gururunu, Galatasaraylı olmanın ONURUNU yaşıyorum.
Ne mutlu GALATASARAYLIYIM diyene.
24 Nisan 2010 Cumartesi
GALATASARAYIMIZ - Bursaspor

Ligin en zorlu maçlarından birine çıkıyoruz, ortalıkta dolanan yatış haberlerine en güzel cevabı başkanımız Adnan Polat veriyor..
Okuyalım.
Adnan Polat temkinli ve dikkatli konuştu. Kavgadan özenle kaçmaya çalıştı. Ancak eteklerindeki taşları dökmeyi de ihmal etmedi. Herkesin anlayabileceği şekilde mesajlarını da verdi. Her söylediği şeyin arkasında durdu. Bu tip röportajlarda sıkça karşılaştığımız “Aman şunu yazma” kolaycılığına kaçmadı. Adnan Polat’ın özellikle hafta sonu oynanacak olan Bursaspor maçı için söyledikleri, kafalardaki bütün sorulara ve yersiz tartışmalara son verecek şekilde...
HaberTürk'ün haberine göre; Polat, F.Bahçe’nin derbilerde özellikle Kadıköy’de neden başarılı olduğunun teşhislerini ortaya koydu. Fenerbahçe-Beşiktaş maçından önce federasyon üyelerinin niçin dikkatini çektiklerini açıkça anlattı. Kendi takımı ile ilgili çok önemli detaylar verip futbolcuların “Eyvah yandık” diyeceği sinyaller gönderdi.
AHLAKSIZLIK YAPACAK DEĞİLİZ
Galatasaray’ın Bursa’ya yatacağını düşünen geri zekalıdır. Bunu söyleyene “Salak” derim. Aslantepe’de Şampiyonlar Ligi maçları oynamak istiyoruz. Fenerbahçe şampiyon olmasın diye de kalkıp ahlaksızlık yapacak değiliz
Galatasaray olarak önümüzde kalan son 4 maçı da kazanmamız lazım. Hâlâ şampiyonluk için şansımız var. Ayrıca Fenerbahçe’nin zor maçları var. Ve üstelik Fenerbahçe “Kolay” denilen maçlarda puan kaybedilen bir takım. Bu şekilde bize şampiyonluk bile verdiler. Biz önümüzdeki yıl Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarını Aslantepe’de oynamak istiyoruz. Bu yüzden 2.’lik bile bize bunu sağlıyor. Farz edin Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ne gitme ihtimali belirdi. Bursa’yı Bursa’da yenemezmi Beşiktaş?
Elbette yenebilir. O durumda biz de şampiyon olamazmıyız, oluruz. Bu ligde her şey mümkün ve sonuna kadar kovalayacağız. O yüzden tüm bunları ortaya koyarak “Galatasaray Bursa’ya yatacak” diyen adama “Salak” derim. Bunu düşünen geri zekalıdır. Elbette “Biz olamazsak F.Bahçe de şampiyon olmasın” düşüncesi var. Bu normal. Aynısını Fenerbahçe de düşünür. Ama Fenerbahçe şampiyon olmasın diye de kalkıp ahlaksızlık yapacak değiliz. Olaylara yapıcı yaklaşmaya çalışıyoruz. Federasyonun işi zor, biliyoruz. Ve tam desteğimizi de veriyoruz. Ama futbolun marka değerinin yükselmesi konusu tam tersi bir mekanizmaya dönüştü. Hiç kimse sahada oynayan takımların gerçek yüzünü bilmiyor. Kim daha güçlü anlaşılmıyor. Kalite artacağına daha aşağıya gidiyor. Çünkü saha içi yönetimleri çok başarısız.
FENER’LE 20 PUANLIK FARK VAR
Lehinize ve aleyhinize yapılan hataları topladığınız zaman bizimF.Bahçe ile aramızda 20 puanlık artı bir değer çıkıyor. Bunların kasetleri ve CD’leri var. Baskı yapanlar kazandı, yapmayanlar ise hep kaybetti. Oynanan futbolun önemi hiç kalmadı. Kim bağırdıysa bağırdığı kadar kazandı. Federasyon veMHK de alet oldu. İşin tadı kaçıyor.
KADIKÖY'DE ÖDLERİ PATLIYOR
F.Bahçe’nin Şükrü Saracoğlu’ndaki derbilerdeki en büyük etkeni; 12. adamı... Futbolcularımız orada yüksek strese giriyor. Hakemler de korkuyor, ödleri patlıyor. Fenerli oyuncular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyor!
Fenerbahçe seyircisini gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Hakemlere öyle güzel bir baskı kuruyorlar ki, dolayısıyla onlar da o baskı altında hata yapabiliyor. Fenerbahçe’nin derbilerdeki başarısının en önemli etkeni, stadı dolduran 12. adamları. Oraya giden
futbolcu ne derseniz deyin mutlaka etkileniyor. Taraftar alınan galibiyetlerin büyük bir bölümünde pay sahibi. Bizim oyuncularımız da orada yüksek strese giriyor. Bu negatif etken oluyor. Sonuçta onlar da insan. Hakemler Kadıköy’de korkuyorlar. Ödleri patlıyor. Fenerbahçeli futbolcular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyorlar! Çünkü hakemler Fenerbahçe aleyhine karar vermekten çekiniyorlar.
PSİKOLOJİK OLARAK EROZYONA UĞRUYORUZ
Bizim talebimiz, hakemlerin sahaya çıkıp normal kuralları uygulaması. Ama o baskıda bunu yapamıyorlar. İlk maçımızı hatırlayın. Keita bizim en önemli oyuncumuz. Roberto Carlos 7 saniye süren bir faul yaptı. Hakem de hep izledi. Sonra da Keita sinirlenip yumruk attı ve kırmızı kartı gördü. O maçta büyük hayal kırıklığı yaşadık. Bir de ofsayttan gol yedik. Bünyamin Gezer’in orada ödü koptu. Oysa mesleki açıdan korkusu olmaması lazım.
Ama öyle korktu ki... Zaten derbilerin anlamı çok başka. Bu maçlar sadece 3 puanlık değil, hatta 6 puanlık bile değil. Daha öte. Bir de psikolojik etkileri oluyor. Psikolojik erozyona uğruyorsunuz. Mustafa Denizli benim çok eski arkadaşım. Son F.Bahçe-Beşiktaş karşılaşmasından sonra “Hakemlik yürek işi” dedi. Hiç konuşmazdı, o da konuştu. Ben de o söze ilave ediyorum: Hakemlerin Kadıköy’de ödleri patlıyor...
‘GÖÇEK'İN YERİNE BAŞKA HAKEM ATAYIN’ DEDİM
İşin ucunun bize dokunacağını düşünerek derbi öncesi Özgener ve Arıboğan’a “Göçek’i atarsanız büyük kriz başlatırsınız” uyarısı yaptım. Fenerbahçe-Beşiktaşmaçında ne düşündüysemhepsi yaşandı. Beşiktaşlılar Hüseyin Göçek’e itiraz etti. Ben demaç öncesi, Göçek ismi resmi olarak açıklanmadan başkan (Mahmut Özgener) ve başkan yardımcısı (Lutfi Arıboğan) ile konuştum. Çünkü işin ucunun bize dokunacağını biliyordum. “Göçek yerine başka hakematayın” tavsiyesi yaptım. “Büyük bir kriz başlatırsınız” dedim. Ama yine de Göçek atandı. Hem takımlara hem de Göçek’e yazık. G.Saray, Beşiktaş ve Bursa; hepimiz mağduruz. F.Bahçe’nin başarısına da gölge düştü. Yazık değil mi bu kulüplere? Şartmıydı Göçek’i ille bumaça atamak? “Bu işin tek
yetkilisi benim” dediğin zaman böyle olur. Bunu nasıl temizleyecekler? Geçen yıl Sabri’ye “Marka değerini düşürüyor” diye ceza verdiler. Peki Bilica ne olacak? Onun yaptığı nedir? Bu durumlarda federasyon erozyona uğrar. Tamamen çifte standart. İspanya’dan bile bizimle alay ediyorlar.
GENÇERLER’İN FENER LEHİNE KAÇINCI KATLEDİŞİ
Aslında son derbiyi birinci derecede katleden adam Serkan Gençerler’dir. Bu ilk değil, kaçıncı oldu. Başka yan hakem mi yok? Bir bakın vukuatlarına... Niye sürekli bu maçlara Gençerler veriliyor? O zaman insan Gençerler’in kasıtlı olarak bu maçlara verildiğini düşünüyor. Bu adamın F.Bahçe lehine kaçıncımaç katledişi. Hüseyin Göçek Serkan ile kaç karşılaşmaya çıkmış? Ona da bir baksınlar. Kalan maçlarda speküle edilmemiş ve yıpranmamış hakemlere ihtiyaç var. Maçlar aynı saatte oynanacaksa bu son 4 haftada belirlenmeliydi. Ama belirlenmedi.
SARVAN BECEREMİYOR
Büyük organizasyonlarda neden Türk hakemi yok, bunu sorgulamak lazım. Bütün hakemler mi kötü? Değil tabii... İdari anlamda iyi yönetilmiyorlar. MHK’yi yönetenler iyi yönetemiyor. Federasyon ona güvenmiş, görev vermiş ama Oğuz Sarvan bu işi yapamıyor. Geçen yıl Sivas maçında raporlar değişti, yalan beyanlar hazırlandı. Hepsinin raporunu tuttuk ama bir şey değişmedi. Genel kurulda beyaz sayfa açmalarını istedik ve onları destekledik. Ama değişen bir şey olmadı. Güvensizlik ortamı oluştu. Olmazsa, yapamıyorlarsa onu değiştirmek sizin işiniz. Sarvan’ın kötü niyeti yok. Ama beceremiyorlar. Vizyonları yetmiyor. Futbolu Mahmut Özgener ve Lutfi Arıboğan yönetiyor. Dürüstler ve art niyetleri yok. Ama telkinleri dikkate almıyorlar. “Biz biliriz, biz yönetiriz” diyorlar. Bu iş yıpratıcı. Sezon başında MHK’nin alternatifi düşünülebilirdi. Oysa hakemler dışında hiçbir sıkıntıları yok. Ayrıca federasyonun gitmesi de çözüm değil.
Habertürk
22 Nisan 2010 Perşembe
İyi ki doğdun BABASINI OĞLU ( Atahan Dikmen)

Benim birtanecik kardeşim, sana neler yazsam aslında burada az kalır, her sene sen benim doğum günümü, yılbaşında eğlencene ara vererek ve hiç sektirmeden saat 00.00 'da ve bu hersene geleneksel olarak 01.01'e adım attığımızda olur...
Sen bize babandan kalan mirassın, o yüzden diyoruz ya sana BABASININ OĞLU diye, onun yolunda ilerleyecek, onu andığımız gibi, bize babalık yaptığı gibi sende kardeşliğin senin üzerine yüklediği sorumluluğu yerine getireceksin.
Her sene olgunlaşarak, yeni şeyler katarak kendine bugünlere geldin ve o kadar şanslısın ki aslında böyle bir babaya sahip olduğun için, gurur duymalısın...
Ben senin için hayatımda bir kere pişmanlık duydum oda kahpe eylülde, o gün o telefonu açamamanın verdiği üzüntü hala babanın mezarına gittiğimde yaşadığım en büyük üzüntüdür, gözlerimden iki damla yaş geliyorsa budur sebebi...
Orada olamayışımdı bütün zoruma giden, o yolda...
Kardeşim daha çok şey yazarımda, pazar maçta görüşeceğiz kardeşim...
BABANDAN MİRASSIN SEN BİZE...
İYİ Kİ DOĞDUN BABASININ OĞLU
İYİ Kİ KARDEŞİMİZ OLDUN...
Mutluluklar Sabri Sarıoğlu

Evet, uzun zamandan sonra program arasına sıkıştırıp, sende mutlu yuvana kavuştun...Bizlerinde senden tek isteği, bundan sonra yaşadığın bu güzel hayatı, güzel futbolla süsleyip bizleri mutlu etmen..
Ee tabi birde bunun saha içindeki güzel ortalarınıda unutmamak lazım, isabetli şutlarda bunun yanında cabası.
Allah bir ömür mutluluk nasip etsin sizlere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)