Recep Ankaralı. Türk Basketbolunun ilerlemesi adına hakemlik ve eğitmenlik görevi yapan seçkin bir şahsiyet !
Hakemlik başlı başına zor bir zanaattir. Adaletli davranmanın prensip haline geldiği ve kasıtlı olmasa dahi hata yaptığında günah keçisi ilan edilme olasılığının yüksek olduğu bir meslek. Mesleki açıdan hakemlik kavramına saygımız var,işini doğru dürüst yapan hakemlerede saygımız var ... Fakat Engin Kennerman ve Recep Ankaralı gibi adaletli davranma yetisini,belli renklerin yöneticilerinin baskısıyla kullanan hakemlere nasıl bir saygı duyabiliriz ? Maç öncesi aba altından gösterilen her sopaya eyvallah diyen, '' rengini '' ( sarı lacivert) belli eden,maça çıkmadan aldığı telefon telkinleriyle düdük çalan bu adamlara nefretten başka bir şey duyulmaz ...
Futbolda şike soruşturmasında ismi geçen Recep Ankaralı'nın 30.12.2011 tarihinde oynanacak olan Fenerbahçe Ülker- Galatasaray Medical Park maçının hakemi olarak verilmesi açık ve net Federasyonun basiretsizliğidir. Telefon görüşmelerinin kayıtlarında geçen sezon Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanan Şampiyonluk Play Off Mücadelesinin bazı maçlarında hakem hatalarının olduğu ve bunlara dikkat edilmesi gerektiği '' Recep Ankara'lı'' ya Fenerbahçe Basketbol Şube Sorumlusu Semih Özsoy tarafından bizzat iletilmiştir.
Bütün bu olayların hiç olmamış gibi kabul edilip böylesine bir maça Recep Ankara'lının atanması Federasyon'un ince hesaplar peşinde olmasının bir göstergesidir. Evet Türkiye Basketbol Federasyonu değişik hesapların kurumu haline gelmiştir. Cuma günü deplasmanda bir de hakeme karşı savaşacak olmak Galatasaray Basketbol Takımını yıldırmayacaktır. Yenilmez Armada Recep Ankaralıyı'da yenecektir !
Recep Ankaralı'da ... Federasyon hangi safta onu anlamadık ?
Galatasaray'ı ayak oyunlarına alet etmeye çalışanlar,beklemedikleri yerden tekmeyi yer ..
Steps yapmadan oyna Turgay Demirel !
29 Aralık 2011 Perşembe
18 Kasım 2011 Cuma
Deplasmanıma Dokunma !
Kendi açıklarının farkında olan yasakları başkalarının üstlerine koyarlar. Koyarlar ki etki tepki fragmanında film başka yerlere kaysın. Kendi açıkları olabildiğince belli olmasın. TFF ve Yayıncı Kuruluş ! Bu sene boka sardıklarının fazlasıyla farkında. Kaş yaparken göz çıkarttılar. Ve sonunda gözlerini taraftarın deplasmanına diktiler ! Ne oldu yahu yıllardır bizler deplasmana giderken bu sene gitmeyince bu şike davaları çözülecek mi ? Ya da bu kadar şeyin sorumlusu deplasmana giden taraftar mı ? Biletini alıp sevdasını rakip tribünde haykıranlar ! Hey sizler ! Şike yaptınız ! Yaptınız ve ceza olarak deplasman tribünü artık size yasak !
Bu sene Türkiye'de Futbol beyin ölümünü yaşıyor. Beyini olmadığı için düşünemeyenlerin yönettiği bir futbolun idaresi ancak bu kadar oluyor. Sene içerisinde lisanslı ürün alan kombine alan taraftarın en doğal hakkı deplasmana gitmektir ! Ezeli rakibinin evindeki maçta deplasman seyircisi olmak bu işin güzel yanıdır ... Ama 4 Büyük Kulubün yönetimi kendi taraftarlarının bu hakkını sormadan etmeden ellerinden almıştır. Göz göre göre taraftarın en doğal hakkı gasp edilmiştir. Bu temel hak ve özgürlüklerin hukuki olmayan bir biçimde bireyin elinden alınmasıyla eş değerdir. Taraftarı öcü gözüyle göstermek gündemde eksen kayması yaratmak adına yapılmış bir haksızlıktır.
Öyle ya bu sayede Digitürk daha çok para kazanacak ! o kitle televizyonlara yönelecek ve zarar bir parça da olsa azaltılacak .. Bunlar Türk Futbolunun bir adım daha gerilemesinden başka bir şey değildir.
Yasaklar çiğnenmek içindir Hele ki kitle psikolojisinin had safada olduğu tribün mantalitesinde ... Deplasman hakkı yasaklanan kitlelerin tepkisi bu saatten sonra sizlerle.
#deplasmanimadokunma
12 Kasım 2011 Cumartesi
Milli Kepazelik !
Başarısızlık her dönemde Türk Futbolunun içinde yer almış bir kavramdır. Başarılarımız her ne kadar destansı ve renkli oluyorsa başarısızlıklarımızda bir o kadar kahredici ve üzüntülü oluyor. Sorun başarısızlık mı ? Tek başına başarısızlıktan öte bir rezalet dün gece Türk Telekom Arena'da yaşandı. Türk Telekom Arena'ya gelmiş binlerce seyirci Hırvatistan'a karşı bir galibiyetin ülke gündeminin çok sıkıntılı olduğu bu günlerde bir nebze de olsa iyi geleceğini düşünüyordu muhtemelen.
Şimdi biraz daha genel bir konuya değinelim. Milli Takım maçlarında müsabakanın oynandığı statın seyircisi sorunsalına gelelim. İstanbul içerisinde oynanan maçlarda 3 büyük takımın stadında o takımın taraftarı her zaman ağır basar. Bu yazılı olmasada tribün kültürünün bilinen,bir gerçeğidir. Şu ana kadar hep böyle olmuştur. Milli Takım'ın içerisinde ağırlıklı olarak bu 3 büyük takımın futbolcuları olduğundan zaman zaman x futbolcu Kadıköy'de y futbolcu Ali Sami Yen'de tepkilere maruz kalmıştır. Vehayut İnönü ... Bu da hepimizin ayan beyan bildiği bir şeydir. Etki tepki ve kitle psikolojisini göz önüne alırsak belli bir oranda olması doğaldır. Peki bu işin doğrusu nedir ? Mill maçlarda bunun hiç ama hiç olmaması. Bu konuda herkes teorikte hem fikirdir fakat pratikte duygusallık zaman zaman ağır basabiliyor.
Gelelim tekrar gündemimize Türkiye - Hırvatistan Maçına. Türk Futbolu ve Türkiye Futbol Federasyonu en beceriksiz ve en zayıf kararları alma konusunda başarılı bir sezon geçiriyor. Şike soruşturması kapsamında alınan saçma kararlar yapılan yanlışlar karar alma mekanizmalarının zayıflığı bunların yanı sıra getirilen Play Off Sistemi ve Türkiye Kupası sisteminin baştan aşağı değişmesi. Açık ve net Türk Futbolu tükenmeye yüz tutmuş durumda. Doğal olarak da Milli Takım bunlardan etkileniyor. Guus Hiddink gibi tecrübeli bir hocanın profesyonellik anlayışının soğukluğunu da buna eklersek Play Off lara kalmamız bile bir mucize aslında ! Bunların yanı sıra UEFA'nın hakem ataması ve Hırvatistan'ın 2008'den içinde kalan yara dün herşeyin aleyimizde olduğunu gösteriyor. 2.dakikada yenilen gol 60.dakikalarda 3-0 lık bir hezimet ve maçın kopması ...
Tribünlere gelelim işin en gerçekçi en can alıcı kısmına ... Bu dakikaya kadar desteğini esirgemeyen binlerce insan artık tepkisini bir şekilde koymaya başlıyor ... Sahada 11 futbolcu var ve bundan nasibini herkes alıyor. Volkan da bunların arasında. Bu dakikalarda stata bir sessizlik çöküyor yani moral bozukluğu tavan yapmış. Volkan bu yuhalanmalara bu tepkilere dönerek el ve kol ile tepki veriyor. Bunun akabinde bir anda bütün tribünler bir anda Volkan'ı yuhalıyor. ! Profesyonellik kendisine verilen tepkilere,aynı şekilde karşılık vermek demek herhalde ... Ya da işine gelince profesyonel işine gelince amatör ruh ! Volkan gibi terbiyesizlik sınırlarını defalarca kez zorlayan biri bu konuda başrolleri oynuyor. Tribünlerin yapığını yanlış kabul edersek Volkan'ın yaptıklarına ne demeli ? Ha bir de Emre Belözoğlu var onunla aynı formayı giyen pek muhterem ( abisi) !
''Milli kalecinin de tribünlere "Anasını .... çocukları" diye küfür ettiği ekrana yansıdı. Tepkinin devam etmesi üzerine kaptan Emre Belözoğlu takım arkadaşını sakinleştirmeye geldi. Ancak kendisi de aynı tribünden protesto edilen Emre'nin ağzından da (O... evlatları) sözleri açıkça okundu. ''
Bu alıntı kameralara yansıyan laflardan bir kaçı ... Şimdi sormak gerekiyor Neden Emre Neden Volkan ? Bu iki karakter abidesi futbolcu ! neden başrolde ?
Olayın yansıması bu iki futbolcunun oynadığı malum kulübün taraftar cephesinde tam anlamıyla Galatasaray'a ultrAslan'a ve Türk Telekom Arena'ya mal ediliyor. Ne kadar güzel ! Volkan'a o dakikaya kadar tek bir laf edilmemişken ve başlatılan yuhalamaların küfürlü tezahüratın Galatasaray taraftarının olduğu o kale arkasında susturulmaya çalışmasını o tribünde olan diğer takım taraftarları da görmüştür. Eğer vicdan sahibi bireyler ise bunları zaten söylerler. Ama gel gelelim Volkan artistlik boyutunda tepkilere devam edince alkış ve yuhalanma devam etmiştir. Bu seyirci ile Volkan Arasındayken bunu Galatasaray'a mal etmek dangalalıktan başka bir şey değildir. Göz göre göre yalanclılık ve eyyamcılık yapmaktır.
Malum takımın iki karakter abidesi ! oyuncusunu korumaya çalışan malum taraftar kitlesi çok değil geçtiğimiz 1 2 ay içerisinde benim milli takımım fenerbahçe söylemlerini sosyal platformlarda dile getirmiyor muydu ? Yoksa biz mi yanlış gördük yanlış okuduk ? Çok değil Trabzonspor karşısında oynayan Cska Moskova atkılarıyla fenerbahçe formasıyla Rusya'da maça gidenler ? Bunları ne çabuk unuttunuz ?
Emre ve Volkan'ın binlerce Türk Seyircisine o.evlatları . a ... çocukları gibi söylemleri rahatlıkla dile getirmesini tartışmayanlar Şike soruşturması kapsamında başkanı içeride olanlar ve aklanamayanlar yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışsa da bu sefer istedikleri olmayacak. Bu millete bu seyirciye küfredenler milli takımın değil Fenerbahçe'nin formasını giymeye devam etsinler ... Onlara yakışan o dur çünkü !
Şimdi biraz daha genel bir konuya değinelim. Milli Takım maçlarında müsabakanın oynandığı statın seyircisi sorunsalına gelelim. İstanbul içerisinde oynanan maçlarda 3 büyük takımın stadında o takımın taraftarı her zaman ağır basar. Bu yazılı olmasada tribün kültürünün bilinen,bir gerçeğidir. Şu ana kadar hep böyle olmuştur. Milli Takım'ın içerisinde ağırlıklı olarak bu 3 büyük takımın futbolcuları olduğundan zaman zaman x futbolcu Kadıköy'de y futbolcu Ali Sami Yen'de tepkilere maruz kalmıştır. Vehayut İnönü ... Bu da hepimizin ayan beyan bildiği bir şeydir. Etki tepki ve kitle psikolojisini göz önüne alırsak belli bir oranda olması doğaldır. Peki bu işin doğrusu nedir ? Mill maçlarda bunun hiç ama hiç olmaması. Bu konuda herkes teorikte hem fikirdir fakat pratikte duygusallık zaman zaman ağır basabiliyor.
Gelelim tekrar gündemimize Türkiye - Hırvatistan Maçına. Türk Futbolu ve Türkiye Futbol Federasyonu en beceriksiz ve en zayıf kararları alma konusunda başarılı bir sezon geçiriyor. Şike soruşturması kapsamında alınan saçma kararlar yapılan yanlışlar karar alma mekanizmalarının zayıflığı bunların yanı sıra getirilen Play Off Sistemi ve Türkiye Kupası sisteminin baştan aşağı değişmesi. Açık ve net Türk Futbolu tükenmeye yüz tutmuş durumda. Doğal olarak da Milli Takım bunlardan etkileniyor. Guus Hiddink gibi tecrübeli bir hocanın profesyonellik anlayışının soğukluğunu da buna eklersek Play Off lara kalmamız bile bir mucize aslında ! Bunların yanı sıra UEFA'nın hakem ataması ve Hırvatistan'ın 2008'den içinde kalan yara dün herşeyin aleyimizde olduğunu gösteriyor. 2.dakikada yenilen gol 60.dakikalarda 3-0 lık bir hezimet ve maçın kopması ...
Tribünlere gelelim işin en gerçekçi en can alıcı kısmına ... Bu dakikaya kadar desteğini esirgemeyen binlerce insan artık tepkisini bir şekilde koymaya başlıyor ... Sahada 11 futbolcu var ve bundan nasibini herkes alıyor. Volkan da bunların arasında. Bu dakikalarda stata bir sessizlik çöküyor yani moral bozukluğu tavan yapmış. Volkan bu yuhalanmalara bu tepkilere dönerek el ve kol ile tepki veriyor. Bunun akabinde bir anda bütün tribünler bir anda Volkan'ı yuhalıyor. ! Profesyonellik kendisine verilen tepkilere,aynı şekilde karşılık vermek demek herhalde ... Ya da işine gelince profesyonel işine gelince amatör ruh ! Volkan gibi terbiyesizlik sınırlarını defalarca kez zorlayan biri bu konuda başrolleri oynuyor. Tribünlerin yapığını yanlış kabul edersek Volkan'ın yaptıklarına ne demeli ? Ha bir de Emre Belözoğlu var onunla aynı formayı giyen pek muhterem ( abisi) !
''Milli kalecinin de tribünlere "Anasını .... çocukları" diye küfür ettiği ekrana yansıdı. Tepkinin devam etmesi üzerine kaptan Emre Belözoğlu takım arkadaşını sakinleştirmeye geldi. Ancak kendisi de aynı tribünden protesto edilen Emre'nin ağzından da (O... evlatları) sözleri açıkça okundu. ''
Bu alıntı kameralara yansıyan laflardan bir kaçı ... Şimdi sormak gerekiyor Neden Emre Neden Volkan ? Bu iki karakter abidesi futbolcu ! neden başrolde ?
Olayın yansıması bu iki futbolcunun oynadığı malum kulübün taraftar cephesinde tam anlamıyla Galatasaray'a ultrAslan'a ve Türk Telekom Arena'ya mal ediliyor. Ne kadar güzel ! Volkan'a o dakikaya kadar tek bir laf edilmemişken ve başlatılan yuhalamaların küfürlü tezahüratın Galatasaray taraftarının olduğu o kale arkasında susturulmaya çalışmasını o tribünde olan diğer takım taraftarları da görmüştür. Eğer vicdan sahibi bireyler ise bunları zaten söylerler. Ama gel gelelim Volkan artistlik boyutunda tepkilere devam edince alkış ve yuhalanma devam etmiştir. Bu seyirci ile Volkan Arasındayken bunu Galatasaray'a mal etmek dangalalıktan başka bir şey değildir. Göz göre göre yalanclılık ve eyyamcılık yapmaktır.
Malum takımın iki karakter abidesi ! oyuncusunu korumaya çalışan malum taraftar kitlesi çok değil geçtiğimiz 1 2 ay içerisinde benim milli takımım fenerbahçe söylemlerini sosyal platformlarda dile getirmiyor muydu ? Yoksa biz mi yanlış gördük yanlış okuduk ? Çok değil Trabzonspor karşısında oynayan Cska Moskova atkılarıyla fenerbahçe formasıyla Rusya'da maça gidenler ? Bunları ne çabuk unuttunuz ?
Emre ve Volkan'ın binlerce Türk Seyircisine o.evlatları . a ... çocukları gibi söylemleri rahatlıkla dile getirmesini tartışmayanlar Şike soruşturması kapsamında başkanı içeride olanlar ve aklanamayanlar yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışsa da bu sefer istedikleri olmayacak. Bu millete bu seyirciye küfredenler milli takımın değil Fenerbahçe'nin formasını giymeye devam etsinler ... Onlara yakışan o dur çünkü !
12 Ekim 2011 Çarşamba
Yenilmez Armada !
İnanmak başlı başına yıkılmaz bir yapıdır.Bu yapıyı oluştururken bir anda ortaya mükemmel bir eser çıkartmak mümkün değildir. İnanmanın her katını temelde sağlam bir şekilde oluşturursanız en son ortaya çıkan eser tabir-i caiz ise şaheser olarak kendini gösterir.
Yenilmez Armada bir inanmışlık hikayesinin başarı öznesi olmuştur. Son 13 günde 7 maç ve 7 galibiyet. Euroleague'de varolabilmek ve Cumhurbaşkanlığı Kupasını müzesine götürmek bu 7 maçın içinde mevcut ! İnanmanın ilk adımını 1905'de Ali Sami Yen ile atan Galatasaray Spor Kulübü 2011 yılında Erkek Basketbol branşında adımlarını sağlam attığı bir inanmışlık öyküsünün zaferini bizlere yaşatıyor. Oktay Mahmuti. Bu adam inandığını o kadar belli ediyor ki parkede birileri hakem ile beraber 6 kişi olurken ! Galatasaray hocasının hırsıyla 6 kişi oluyor !
Galatsaray Erkek Basketbol Takımı,armasını taşıdığı spor kulubüne birbirinden güzel zaferleri yaşatmaya devam ediyor ... Bunda en büyük pay tartışmasız Oktay Hocanın bir o kadar da parkede son topa kadar mücadele eden oyuncularındır. Ve unutulmaması gereken en büyük destek de büyük Galatasaray taraftarının payıdır ...
Bu taraftarın gücü,Oktay Hocanın dehası parkede son topa kadar savaşan oyuncuların hırsı ... Ve bu branşa gereken desteği veren yönetim sizce de daha büyük başarıların sinyalini vermiyor mu ?
Zaferler Senin Ruhunda Var
Haydi Bastır Galatasaray !
3 Ekim 2011 Pazartesi
Fatih Terim,Oktay Mahmuti, Sedat İncesu ve Galatasaray ...
Futbolda kötü bir sezon geçiren Galatasaray vardı geçen yıl itibariyle. Aslında 2000'den sonra beklentilerin çok yüksek olduğu bir Galatasaray vardı. Fakat beklentiler pek istenilen düzeyde karşılanmıyordu. İnişli çıkışlı bir grafik vardı. Geçen sezon ise artık silkelenmek adına önemli değişimleri getiren bir bahardı aslında. Ve her bahar maalesef biraz karanlıktan sonra gelirdi. Futbolda işler biraz da böyle yürüyordu.
Galatasaray Spor Kulübü açısından olaya bakacak olursak 1905'ten beri sporun beşiği olan bir kurumun zaman zaman böylesine iniş çıkışlar içinde olması doğal karşılanması gereken bir durumdu. Neticede bunlar kulübün köklü tarihini ve sayısız başarıların ardından kazandığı kupaları ve ilklerini değiştirmiyordu.
Basketbol açısından geçen sezon çok güzel bir yıldı. Başarıların ardından Fenerbahçe'ye karşı oynanan Play Off serisi ve kaybedilen bir şampiyonluğa rağmen mücadelenin ve Galatasaray ruhunun yansıması basketbol branşında yüzleri güldürüyordu. Bu branş Galatasaray taraftarları için mücadelenin ve Galatasaray ruhunun var olduğu bir branştı. Oktay Mahmuti takımın başında bütün benliğiyle duruyordu ... Bu herşeyden önemliydi işte ! Takımın başındaki kişi ruhunu mücadelesin bilgisini ne kadar içten ve samimi bir şekilde ortaya koyarsa bu takıma yansıyordu.
Gelelim Engelsiz Aslanlarımıza. Onlar için aslında çok daha uzun yazılara gerek ama onlar Engelleri yıkmak için sadece kendi içlerindeki güce ve ruha inanıyorlar ... Üstlerinde Galatasaray forması ve armasından aldıkları enerjiyi salona yansıtıyorlar. Bunları yaparken ise başlarında inanmış bir adam ve teknik heyet var. Sedat İncesu ! Oktay Mahmuti gibi herşeyini ortaya koyan mükemmel bir hoca ... Ve başarıların eksik olmadığı bir branş daha.
Gel gelelim Futbol branşına geçen sezondan sonra burda da Oktay Mahmuti ve Sedat İncesu gibi ruhunu ve benliğini ortaya koyacak birine ihtiyaç vardı. Yani bir teknik adamdan daha fazlası lazımdı. Bu isim için alternatifler oluşturulabilirdi. Ama 2000 Ruhu denilen akımdaki başarıyı yakalamak için hali hazırdaki tek isim Fatih Terim idi. E peki Fatih Hoca bunu 2.kez denememiş miydi ? Bu konuyu burda uzun uzun yazmaya kalksak konu farklı yerlere gider ama Fatih Terim'in 2.kez gelişini çok fazla sağlıklı bulmamamak gerekir. Zorunlu durumlardan öte bir nevi ego tatminiydi belkide Terim'in 2.gelişi. Yani gerçek bir ihtiyaç hali değildi. Şartlar ve zemin hazır değildi ... 2000'de destanlar yazan takımın mimarı böylesine bir başarısızlıkla ölçüt alınamazdı.
2011 Yılında Galatasaray'ın mevcut durumunda bir Teknik Direktörden daha fazlasına ihtiyaç vardı ... Oktay Mahmuti ve Sedat İncesu örnekleri Galatasaray Yönetiminin gözünden kaçmamış olsa gerek ki .. Fatih Terim ile bu değişimin temelleri sağlam şekilde atılıyordu.
Spor Toto Süper Lig'de 5.Hafta geride kalırken Galatasaray geçen senenin tozunu pasını attığını Ankaragücü galibiyetiyle gösterdi ... Bu durum bir anda sihirli bir değnekle hallolmayacak. İnanç sabır ve istikrar bir anda oluşmaz. Fatih Terim bu takımı hakettiği yerlere getirecektir. Bundan kimsenin şüphesi yok.
Galatasaray yeter ki ileriye dönük gelişimlerini ruhunun vazgeçilmezleriyle tamamlasın ... Gerisi her branşta 2000 Ruhu olarak kendini gösterecektir.
27 Eylül 2011 Salı
Hiç Unutmadık Seni | Alpaslan Dikmen
Sevmiyoruz işte eylül aylarını artık, sevemiyoruz... Bir yıl 12 aydan oluşuyor lafını biz artık sadece boş bir cümleden ibaret görüyoruz. Çıkarttık o kahpe Eylül'ü her şeyden, takvim yaprakları Eylül'ü gösterdiğinde tarifi mümkün olmayan bir burukluk çöküyor yine de. Biz Eylül'leri çıkartırız çıkartmasına da aklımızdan Alpaslan Abi, fakat seni aklımızdan, kalbimizden çıkartmak? Yokluğunun o sessiz ve insanın içini üşüten soğukluğunu unutabilir miyiz? Ölüm Allah'ın emri, onu kabul ediyoruz, inanıyoruz da abi, senin yokluğuna bi türlü inanamıyoruz işte. Biz yine Eylül'lere düşman oluruz Alpaslan abi; hatta istersen Ekim'lere Kasım'lara... Sen olsaydın da biz o 12 aydan birine yine sarardık illa... Sitem sevgiden doğar ya abi; bu ufak sitemlere de kızmamak lazım değil mi? Bu yazının satırlarını okuyorsun belki... Senin için olan her şeyi; yazıları, pankartları, kitapları, konuşulanları... Görüyorsun bir yerden gülümsüyorsun veyahut kızıyorsun. Hatalarımızı yine düzeltiyorsun... İşte böyle be abi, hayat dedikleri bu yalan dolan şeylerde, senin yokluğun kalbimizin ortasında bütün gerçekliğiyle duruyor.
Alpaslan Dikmen. Mayısın o güneş sarısıyla damarındaki kırmızı kanı Galatasaray sevgisinde birleştirmiş birisiydi ve bunu her zaman insanlara sevdirebilmişti. Kendi yaşamını bir sevginin sadakatini kutsal bir şekilde koruyarak öğreti haline getirmekle geçirmişti. ‘’Galatasaray Sevgisi’.’ Bunu hayatının her anında o kadar güzel büyütmüştü ki onun ayrılmaz parçası olmuştu bu sevgi. Ve her seferinde daha da artan Galatasaray sevgisi onun hayat hikayesinin tamamıydı artık … Belki de çok büyük kitleler onun hayat hikayesinden alacağı örneklerle Galatasaray sevgisini bir meşale gibi yaşatacaklardı. Ve öyle de oldu. Alpaslan Dikmen’in Galatasaray sevgisi soluksuz okunacak bir öğreti dizisiydi artık. ...
Ölümünün 3. Yıl dönümünde ultrAslan Genel Koordinatörü Alpaslan Dikmen'i saygı ve minnetle anıyoruz..
Yüce Rabbim mekanını cennet etsin Alpaslan Abi. Ruhun Şad Olsun.
Galatasaray'ın yararına olarak bir taşı yerinden kaldırıp, iki metre öteye koyanlara bile müthiş bir saygı duyarım.
ALPASLAN DİKMEN
Alpaslan Dikmen. Mayısın o güneş sarısıyla damarındaki kırmızı kanı Galatasaray sevgisinde birleştirmiş birisiydi ve bunu her zaman insanlara sevdirebilmişti. Kendi yaşamını bir sevginin sadakatini kutsal bir şekilde koruyarak öğreti haline getirmekle geçirmişti. ‘’Galatasaray Sevgisi’.’ Bunu hayatının her anında o kadar güzel büyütmüştü ki onun ayrılmaz parçası olmuştu bu sevgi. Ve her seferinde daha da artan Galatasaray sevgisi onun hayat hikayesinin tamamıydı artık … Belki de çok büyük kitleler onun hayat hikayesinden alacağı örneklerle Galatasaray sevgisini bir meşale gibi yaşatacaklardı. Ve öyle de oldu. Alpaslan Dikmen’in Galatasaray sevgisi soluksuz okunacak bir öğreti dizisiydi artık. ...
Ölümünün 3. Yıl dönümünde ultrAslan Genel Koordinatörü Alpaslan Dikmen'i saygı ve minnetle anıyoruz..
Yüce Rabbim mekanını cennet etsin Alpaslan Abi. Ruhun Şad Olsun.
Galatasaray'ın yararına olarak bir taşı yerinden kaldırıp, iki metre öteye koyanlara bile müthiş bir saygı duyarım.
ALPASLAN DİKMEN
12 Eylül 2011 Pazartesi
Mekanın Cennet Olsun Taçsız Kral
Galatasaray'lılık kavramının en somut örneklerinden birisi ... Metin Oktay. Yaşadığı hayatın her karesinde,her anından sarı ve kırmızıyı delicesine sevebilen ve onun sevgisiyle gurur duyabilen bir Galatasaray'lı. 1936 yılında başlayan yaşam serüveninde 1991 yılının o kahpe 13 Eylül'üne kadar Galatasaray timsali olmuş ölümünden sonra bile o timsal oluşunu hiç bırakmamış bir isim ...
Galatasaray'ı severken, Galatasaray'ı anlatırken veya Galatasaray'la sevinip, Galatasaray'la üzülürken hep anlatılan bir isim. Galatasaray mı ben mi ? sorusuna '' Galatasaray o daha vefalı diyebilecek kadar sağlam bir Galatasaray'lı. Özel hayatını hiçe sayacak kadar Galatasaray'lı olabilmek onu hissederek sevmekten geçer ... Kalbinin ortasında Sami Yen'in kapalısı gibi bir alev yanan herkes aslında Metin Oktay'ın o tarifsiz sevgisini yaşatıyor demektir ...
Ölümünün 20.senesinde Taçsız Kral Metin Oktay'ı minnetle anıyoruz. Mekanın Cennet Olsun Taçsız Kral.
Galatasaray'lılık bir din gibi bir mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Bu yüzden Galatasaray'ı tercih eder Galatasaray'lılığımla övünürüm.
Galatasaray'ı severken, Galatasaray'ı anlatırken veya Galatasaray'la sevinip, Galatasaray'la üzülürken hep anlatılan bir isim. Galatasaray mı ben mi ? sorusuna '' Galatasaray o daha vefalı diyebilecek kadar sağlam bir Galatasaray'lı. Özel hayatını hiçe sayacak kadar Galatasaray'lı olabilmek onu hissederek sevmekten geçer ... Kalbinin ortasında Sami Yen'in kapalısı gibi bir alev yanan herkes aslında Metin Oktay'ın o tarifsiz sevgisini yaşatıyor demektir ...
Ölümünün 20.senesinde Taçsız Kral Metin Oktay'ı minnetle anıyoruz. Mekanın Cennet Olsun Taçsız Kral.
Galatasaray'lılık bir din gibi bir mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Bu yüzden Galatasaray'ı tercih eder Galatasaray'lılığımla övünürüm.
Metin Oktay !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)